28. Yılın Hüznüyle
Her sene Ağustos ayının ilk haftası Kayseri Erciyes Dağının Tekir Yaylasında kurulan toplanan yüzbinlerce ülkücü gündüzleri, birçok dalda spor yarışmaları ve etkinlikler yapılırdı. Geceleri ise sabahın ilk ışıklarına kadar yirmiye yakın sanatçı olağanüstü ışık gösterileri ve havai fişekler altında konserler verilirdi.
Son gün akşama doğru “Başbuğ Türkeş” sloganları ile kürsüye gelen Alparslan Türkeş, elini havaya kaldırınca koskoca alanda sanki hayat dururdu. Bırakın bir bebek ağlaması veya bir ihtiyarın öksürmesi kimsenin nefes alışı bile duyulmazdı.
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının MÇP’den ayrılarak BBP’yi kurması teşkilatta bir moral bozukluğuna sebep olmuştu. Kimin gidip kimin kaldığı konusunda bir bilgi kirliliği vardı. Ortalık böyle toz dumanken beşinci Erciyes Zafer Kurultayı için Tekir Yaylasındayız. Başbuğ Türkeş kürsüye gelirken boğazımız yırtılırcasına bağırıyoruz:
“Başbuğ nerede, biz oradayız!”
Gönlümüzden kopup gelerek dilimizden dökülen bu slogana Başbuğun cevabı gecikmemişti:
“Evlatlarım, siz neredeyseniz ben de oradayım.
Siz işkence görürken, ben de sizinle beraber işkence tezgahlarındayım.
Siz toprağa düşerken, ben tabutunuzun altındaydım.
Siz idamla yargılanırken, benim de idamım isteniyordu.
Siz cezaevindeyken ben de cezaevinde yatıyordum.
Siz Erciyes’tesiniz, ben de Erciyes’in doruklarındayım.”
Üstelik biz bu sözlerin alanda bulunan ülkücüleri etkilemek için söylenmediğini, bunların gerçek olduğunu çok iyi biliyorduk.
Çünkü, Başbuğ Türkeş’in hayatı boyunca bunu defalarca ispatlamıştı.
Mesela, 1975 yılında Ege Üniversitesini işgal eden kürtçüler ve komünistler tarafından okullara sokulmayan ülkücüler bu duruma dikkat çekmek için İzmir’den Ankara’ya kadar bir yürüyüş planladığında, Başbakan yardımcısı olan Türkeş’in hükümet ortaklarıyla sorun yaşayabileceği düşüncesiyle aralarından seçtikleri bir heyeti izin almak üzere Ankara’ya gönderirler. Önce Başbakanlık binasında, sonra da MHP genel merkezinde bu gençlerle görüşen Türkeş, “evlatlarım, önemli olan sizlerin can güvenliği içinde okulunuzu bitirmenizdir, bunun için yürüyüş yapmanız gerekiyorsa asla vazgeçmeyin, gerekirse biz hükümetten bile ayrılırız, hemen arkadaşlarınızın yanına dönerek yürüyüşünüze devam edin, sizleri Ankara’da bizzat ben karşılayacağım” demişti.
Mesela, 1977 seçimleri öncesi bazı programlara katıldıktan sonra MHP İstanbul İl binasında basın toplantısı yapan Türkeş, POL-DER’li polisler tarafından gözaltına alınmak istenen bir ülkücü öğrenci binaya sığınınca içişleri bakanını arayıp, polisleri geri çektirmiş ve gencin hayatta kalmasını sağlamıştı.
Mesela, şehit edilen ülkücülerin cenaze törenlerine katılmış, ailelerine başsağlığı dileklerini iletmiş, geride kalan dul ve yetimlerine destek olmak için bir vakıf kurmuş, yurtdışına çıkması gereken gençlere yardımcı olmuştu. Komünist ve kürtçü örgütlerin saldırısına uğrayan evlatlarının yaralarını sarmak için gecesini gündüzüne katmıştı.
Mesela, bir konuşmasında, “çoğu zaman rüyama girerler, sanki resmi geçit yapar gibi gözlerimin önünden geçerler, Oruç reis ile kol kola yürür Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen, Erdem Arabacı, Ercüment Yahnici ve Gün Sazak gibi şehitler… Uykularım kaçar, kalkar Cenab-ı Allah’a sığınır, ruhları için dualar okurum… Ercümentim gelir aklıma, mezar bile dar gelmişti yavruma, mezara sığmamıştı” diyerek üzüntüsünü dile getirmişti.
Mesela, Amerikan uşağı sözde paşaların yaptığı 12 Eylül darbesinden sonra yurtdışına çıkma imkânı varken bunu yapmamış ve teslim olarak cezaevine girmişti. 220 evladıyla birlikte kendisi de idam istemiyle yargılanmıştı.
Mesela, ülkücülere suç kabul ettirmek için yapılan işkencenin dozu artınca “evlatlarım aranızda işkencelere dayanamayan olursa, herşeyi Türkeş yaptırdı diyerek suçu benim üstüme yıksın” şeklinde haber yollamıştı.
İşte bunun için, 220’si idam, geri kalanları ise çeşitli ağır hapis cezalarıyla yargılanan 587 ülkücü mahkum, Türkeş mahkeme salonuna girince ayakta karşılamış, bununla da yetinmeyerek, hakim ve savcıları da ayağa dikmek için “en ağır işkenceleri göze alarak” istiklal marşı okumuşlardı.
İşte bunun için, ülkücüler Türkeş’e Başbuğ demişti.
İşte bunun için, ölümünün üzerinden 28 yıl geçtiği halde manevi evlatları Başbuğun hatıralarına ve fikirlerine sımsıkı bağlıydı…
İşte bunun için, her sene 4 Nisan’da Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde Başbuğun ruhu için hatimler indiriliyor, mevlitler okunuyor, dualar ediliyor, çeşitli hayırlar yapılıyor.
Hainle el sıkışmadan, zalimle yan yana durmadan, ülküsünden taviz vermeden dimdik yaşayan ve ruhunu huzur içinde Yaradan’ına teslim eden Başbuğ Alparslan Türkeş’i rahmetle anıyoruz, ruhu şad, mekânı cennet olsun.